13 Nisan 2012 Cuma

Türkiye' de Enflasyon nasıl ölçülür?


Enflasyon, genel fiyat düzeyinin devamlı artması ve para değerinin düşmesidir. Toplam mal ve hizmet arzının toplam talebi karşılayamaması,enflasyonun en önemli özelliğidir.

Ekonomide söz konusu olan enflasyon tipleri; harcamaların toplam üretim miktarını aşmasıyla oluşan talep enflasyonu ve maliyet şişmelerinin ürün fiyatlarındaki artışına neden olan maliyet enflasyonudur.

Maliyet enflasyonu, vasıtalı vergi yükünün ağırlaşması, devalüasyonlar, faiz hadlerinin yüksekliği ile hammadde ve ara malları fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanabilir.

Ekonomide fiyatların takibi ancak fiyat endeksleri sayesinde mümkün olmaktadır. Türkiye'de iki çeşit fiyat endeksi kullanılmaktadır. Bunlar Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ve Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu endeksler, ülke enflasyonu haricinde sektör bazında bilgiler de vermektedir.

TÜFE'yi ve TEFE'yi oluşturan sektörler ve ağırlıkları şu şekildedir:

TÜFE Toplam 100.00
Gıda, İçki, Tütün 31.09
Giyim, Ayakkabı 9.71
Konut, Kira 25.80
Ev eşyası 9.35
Sağlık 2.76
Ulaştırma 9.30
Eğlence, Kültür 2.95
Eğitim 1.59
Otel, Pastane, Lokanta 3.07
Çeşitli mal ve hizmetler 4.38

ÜFE Toplam 100.00
Tarım 22.22
Madencilik 2.47
İmalat 71.12
Enerji 4.19

TÜFE, tüketime açık olan mal gruplarının fiyat değişimini ifade eder. TÜFE'de toplamda %56.89'luk paya sahip olan gıda ve kamu sektöründeki küçük artışlar, endekste önemli değişmelere yol açmaktadır. Bu sektörlerden konut sektörü istikrarlı bir yapıya sahipken, gıda sektörü dönemsel farklılıklar gösterebilmektedir.

ÜFE'de ise, alt kollar daha az olmasına rağmen bu kolların kamu ve özel sektör fiyat değişimleri incelenmektedir. ÜFE'de en çok izlenen rakam, çekirdek enflasyon"dur. Çekirdek enflasyon, özel imalat sanayi fiyat endeksidir. Yani, imalat sanayi özel kesiminin o ay içinde yaptığı fiyat hareketini gösterir.

Tüketici fiyatlarındaki artış oranı, toplu iş sözleşmelerinde veya memur ve emekli maaşlarının belirlenmesinde pazarlığa baz olarak alınır ve ayrıca gerçek ücretlerin hesaplanmasında da kullanılır.

- Hiperenflasyon: Enflasyonun yılda %1000'i aşan düzeylerde artış göstermesi olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, bir yılda fiyatların %5 arttığı bir ülkede,enflasyonun %70-80'lere yükselmesi de bir hiperenflasyon olarak algılanabilir. Hiperenflasyon dönemlerinde; yatırımlar azalır, borsa endeksi düşük seviyelerde kalır, paradan kaçışla beraber reel kıymetler taleplerinde aşırı bir artış görülür ve gelir dağılımındaki dengesizlik had safhalara ulaşır.

- Milli Gelir Deflatörü: En iyi enflasyon ölçüsü olarak kabul edilen milli gelir deflatörü, milli gelir hesabında yer alan tüm mal ve hizmetlerin fiyat artışını içerir. Bu deflatörü bulmak için, GSMH'deki cari artış, sabit fiyatlarla hesaplanan reel artışla karşılaştırılır.

Nasıl hesaplanır?

TÜFE'yi hesaplarken ilk olarak, Türkiye'nin genelini temsil eden bir örnek kitlenin bir yıl içinde hangi mal ve hizmete ne kadar para harcadığı hesaplanır. Ayrıca her mal ve hizmetin toplam içindeki ağırlıkları belirlenir.

Yılın her ayının belirli günlerinde ve belirli alışveriş merkezlerinden alınan mal ve hizmet fiyatlarındaki değişim, belirli ağırlıklara göre ölçülür. Her ayın 25'inden sonraki fiyat artışı bir sonraki ayın enflasyon oranına yansır.

5 ayrı coğrafi bölge ve 16 büyük kent için açıklanan aylık endeks rakamlarında; kentsel yerlerde 347 mal ve hizmetin, kırsal yerlerde ise 280 adet malın fiyatları derlenir.

ÜFE ise, tarım, madencilik, imalat sanayi ve enerji sektöründeki 640 ürünün fiyatlarındaki değişimleri inceler.

Nasıl değerlendirilir?

ÜFE'nin TÜFE'ye göre daha yüksek olması, maliyet enflasyonunun yaklaşmakta olduğuna dair bir işaret olarak kabul edilmektedir. Faiz, ücret, hammadde ve ara malı fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan bu artış, bir süre sonra da tüketici fiyatlarına yansır.

TÜFE, ÜFE'den yüksek olmasının, iç talebin canlılığından kaynaklandığı söylenebilir. Talep enflasyonunun bir belirtisi olarak kabul edilen bu durum, para arzının ve gelirlerin yükselişi ile ortaya çıkar.

Enflasyonist beklentiler, yeni fiyat artışları üretir. Fiyatların sürekli yükseleceği inancı yaygın olduğunda, enflasyonist ortam sonraki dönemlerin fiyat artışlarını doğurur.

Döviz kurlarında ve kredi faiz oranlarında, enflasyon oranının üstünde görülen artışlar yeni fiyat artışlarına neden olabilir. Emisyon ve para arzında görülen hızlı artış, bütçe açığının yüksekliği; sonraki dönemler için, bir tür enflasyon habercisi olarak kabul edilebilir.

İhracatın artışı, üretim artışı ile paralel gitmiyorsa; iç piyasaya arzedilen mal azalır ve fiyatlar yükselir. Enflasyon oranının çok üstünde belirlenen ücret artışları ve yüksek faizler de fiyatları hareketlendirir.

Yatırımların duraklaması da sonraki dönemlerde arzdaki artışı önleyeceği için fiyatları yükseltir.Ekonominin canlı olduğu ve ücretlerin yükseldiği dönemlerde, fiyatlarda hareketlilik gözlenir.

İstikrarsızlık ve belirsizlik dönemlerinde ise; satıcılar, içgüdüsel olarak fiyat artışlarını hızlandırır. Kuraklık nedeniyle tarımsal üretimin düşmesi veya geri teknoloji nedeniyle maliyetlerin yükselmesi gibi etkenler de, enflasyonu artırıcı niteliğe sahiptirler.Dünya piyasalarında herhangi bir malın fiyatının yükselişi, bir süre sonra iç piyasalara da yansır.

İç piyasadaki eksik rekabet, fiyat düzeyinin sürekli yüksek kalmasıyla sonuçlanır. Tekelleşme ve fiyat anlaşmaları da enflasyonun en önemli nedenlerindendir.

Milli Hasıla (GSMH ve GSYİH) nedir? Nasıl hesaplanır? Nasıl yorumlanır?

Milli Hasıla (Milli Gelir), belirli bir dönemde (genellikle bir yıl) toplumdaki bireylerin yarattıkları mal ve hizmetlerin toplamıdır. Milli Gelirin dönemler itibariyle gösterdiği değişiklik, ekonominin performansının hassas bir göstergesidir. Toplam değerin ölçülmesinde ve yorumlanmasında; Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) rakamları dikkate alınmaktadır.

- Gayri Safi Milli Hasıla: Bir yıl içerisinde bir ülkede ve aynı zamanda ülke vatandaşlarının yurtdışında faaliyet gösteren kuruluşlarda çalışarak ürettiği malların ve verdiği hizmetlerin o ülkenin para birimine göre değerlenip toplanmasına verilen addır. Başka bir deyişle, bir ülke adına, bir yılda üretilen katma değerdir.

- Gayri Safi Yurtiçi Hasıla: Bir yıl süresince sadece ülke sınırları içerisinde üretilen ve sunulan mal ve hizmetlerin o ülkenin para birimine göre değerlenmesi ile oluşan rakamdır. Bu açıdan, GSMH hesabından ayrılan noktası; yurtdışında elde edilen gelirlerdir.

Nasıl hesaplanır?

Milli Gelir hesaplamalarında, cari fiyat ve sabit fiyat değerlemesi olmak üzere iki çeşit uygulama söz konusudur. Cari fiyatlarla günümüz değerlemeleri üzerine yapılan hesaplamalarda, enflasyonun etkisi gözükmez.

Cari fiyatlarla hesaplanan GSMH değeri ile büyüme hakkında sağlıklı sonuçlar alınamayacağından, her ülkede kullanılan sabit fiyatlı sistem önemlidir. Buna göre, baz olarak herhangi bir yıl alınır ve o yıla endeksli reel artışların hesabıyla gerçek artışları görmek mümkün olur. Bu hesaplamada iki metod söz konusudur. İlk metod olan gelirler yöntemi ile hesaplamada, gelir niteliği taşıyan üretim ve hizmet alanındaki kalemler esas alınır.

Kullanılan ana kalemler şu şekilde sıralanabilir:

[Tarım + Sanayi + İnşaat + Ticaret + Ulaştırma, Haberleşme + Mali Kuruluşlar + Konut + Hizmetler Toplamı (Kamu ve Özel) + İthalat Vergisi] = GSYİH

GSYİH + Net Dış Alem Faktör Gelirleri = GSMH

İkinci metod ise, GSYİH rakamının harcamalar yoluyla hesaplanmasıdır.Özel sektör ve kamu sektör tarafından yapılan harcamaların hesaplanmasını takiben gerekli istatistiki hatalar giderilir ve böylelikle GSYİH rakamına ulaşılır.

Hesaplama yöntemi, kısaca, şu şekilde açıklanabilir:

[Özel Nihai Tüketim Harcamaları + Kamu Nihai Tüketim Harcamaları + Gayri Safi Sabit Sermaye Oluşumu (Kamu ve Özel) + Stok Değişmeleri + Mal ve Hizmet İhracatı + Mal ve Hizmet İthalatı] = GSYİH

(Bu hesaplamadan sonra, istatistiki hata ile toplanan GSYİH rakamı, gelirler yöntemi ile hesaplanan GSYİH rakamına eşit olur.)

Nasıl Değerlendirilir?

Milli Gelir Göstergeleri şu şekilde değerlendirilir:

Yıllık büyüme oranı değerlendirmeye alındığında, aynı zamanda nüfus artış hızı da gözönünde bulundurulmalıdır. Eşit seviyede büyüme oranı gözlenen iki farklı ülkede; nüfus artış hızlarının farklı olması halinde, büyümenin refaha etkisi de kaçınılmaz olarak farklı olacaktır.

Herhangi bir yılın ardışık üç çeyreğinde büyüme oranlarının düşük olması, resesyon tehlikesinin başlangıç sinyali olarak gösterilebilir. Buna karşın, ardışık olarak yüksek çıkan büyüme oranları, bir büyüme ivmesinin varlığı olarak da yorumlanabilir.

Sürdürülebilir (sustainable) bir ekonomik büyümeden söz edilebiliyorsa; büyüme hızının yüksek olduğu bir yılda, yatırımlar ve ihracatın duraklaması gibi bir durum söz konusu olamaz.

GSMH'nın mutlak değerinin her yılın üç aylık dönemlerinde aynı olması sözkonusu değildir. Kış koşulları nedeniyle, üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeri, yılın ilk üç ayında daha düşüktür. Kıpırdanmalar, ikinci çeyrekte başlar. Üçüncü çeyrekte ise, tarımsal üretim nedeniyle yükselme gözlenir. Son çeyrekle beraber, canlanan sanayinin de katkısıyla, üretim toplam değeri yılın en yüksek seviyesine ulaşır.

Bu nedenledir ki; herhangi bir dönemdeki büyüme oranını bir önceki dönemle karşılaştırmak yanıltıcı sonuçların elde edilmesine neden olabilir.

İç talepteki artış hızının, GSYİH'daki artış oranının üstünde olması ise, ekonominin aşırı ısındığı yönündeki kuşkuları artırır

5 Nisan 2012 Perşembe

Türkiye'de İşsizlik


Öncelikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Aralık 2011 tarihi itibariyle çıkardığı Türkiye işgücü göstergelerini tablo ile sunalım.


Aralık 2011
Kurumsal olmayan nüfus (bin)
72.925
15 ve yukarı yaştaki nüfus (bin)
54.122
İşgücü (bin)
26.254
İstihdam (bin)
23.678
İşsiz (bin)
2.576
İşgücüne katılma oranı (%)
48,5
İstihdam oranı (%)
43,8
İşsizlik oranı (%)
9,8
İşgücüne dahil olmayanlar (bin)
27.868


TÜİK’in konuyla ilgili bültenindeki ifadeler de şöyledir: “Aralık 2011 döneminde istihdam edilenlerin % 71,5'i erkek nüfustur. % 63,3'ü ücretli, maaşlı veya yevmiyeli, % 24,7'si kendi hesabına veya işverendir.”

Türkiye’nin nüfusu 72.925 bindir.

15 ve yukarı yaştaki nüfus (ki bu çalışma çağındaki nüfustur) 54.122 bin kişidir.

Yani toplam nüfusun yüzde 74’ü çalışabilir nüfustur.

İşgücü (yani çalışan ve iş arayanlar toplamı) 26.254 bin kişidir.

Yani çalışabilir nüfusun yalnızca yüzde 49’u çalışmakta veya iş aramaktadır.

İşgücünü oluşturan 26.254 bin kişinin 23.678 bini istihdam edilmekte (çalışmakta), geri kalan 2.576 bini işsiz konumunda bulunmaktadır (iş aramaktadır.) İşsiz sayısını (2.576 bin) işgücüne (26.254 bin) bölüp 100 ile çarparsak ((2.576 bin / 26.254 bin) x 100)) işsizlik oranını buluruz (yüzde 9,8.)

İstihdam edilenlerin yüzde 71,5’i erkek nüfus olduğuna göre kadın istihdamı yalnızca yüzde 28,5 yani 7.482 bindir. Kadınların çalışma oranı batı ülkelerinde erkek nüfusun yarısıyla üçte ikisi arasında değişiyor. Düşük oran olan üçte iki oranının Türkiye için de geçerli olduğunu kabul etsek çalışmak isteyen kadın sayısı 12.520 bine yükselir ve sonuçta iş arayan kadın sayısı yaklaşık 5 milyon artardı. Bu kadar kişiye kolay iş bulunamayacağına göre Türkiye’de işsizlik oranı da ikiye katlanırdı.

Bizde işsizliğin düşük olmasının nedeni kadınların batı ülkelerinde olduğu kadar çalışma hayatının içinde olmamalarıdır. Bu tercih kadınların tercihinin yanı sıra çevrenin getirdiği koşullanmalarla da ortaya çıkmakta, birçok çevrede kadının çalışması hoş karşılanmamaktadır. İşsizlik oranları açısından bir avantaj gibi görünen bu durum aslında dezavantaj yaratmaktadır. Çünkü kadınların yaşama katıldığı ülkeler yalnızca ekonomide değil her alanda ileri gidiyorlar. Her şeyden önce toplumun eğitim düzeyi, demokrasi kültürü, hoşgörüsü, birbirine saygısı artıyor. Bu artılar, kadınların üretime daha çok katılmasının yaratacağı üretim gücü artışından daha önemli görünüyor bana.

Kaynak:Mahfi EĞİLMEZ

7 Mart 2012 Çarşamba


KLASİK MAKROİKTİSAT İLGİLİ ÇIKMIŞ SORULAR


1.      Klasik yaklaşıma göre, piyasa intibakının gerçekleşmesini sağlayan temel unsur aşağıdakilerden hangisidir? (KPSS 2005)



A)     Fiyat istikrarı              

B)     Faiz etkisi                   

C)    Ücret ve fiyatların esnekliği

D)    Politika müdahaleleri               

E)     Uluslararası ticaret dengesi



2.      Önceden saati 6 milyon TL'den haftada 40 saat çalışırken, şimdi saati 7 milyon TL'den haftada 35 saat çalışan bir işçi için aşağıdakilerden hangisi söz konusudur? (KPSS 2002)

A)     Gelir ve ikame etkileri birbirini götürmektedir. 

B)     İkame etkisi daha önemlidir.   

C)    Gelir etkisi daha önemlidir.                                        

D)    Gelir ve ikame etkileri aynı ölçüde önemlidir.  

E)     Her iki etkinin da önemli olduğu söylenemez.



3.      Klasik yaklaşıma göre, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? (KPSS 2004)

A)     Para arzı iki katına çıkarsa fiyat seviyesi de iki katına çıkar

B)     Fiyat seviyesi artarsa ekonominin üretim düzeyi düşer.

C)    Fiyat seviyesi artsa da reel ücretler değişmez.

D)    Ekonomi tam istihdam düzeyindedir.

E)     Para talebi ile faiz oranı arasında ilişki yoktur.



4.      Klasiklere göre, devlet harcamalarının artması aşağıdakilerden hangisine neden olur? (KPSS 2002)



A) İhracatın artmasına                                           B) Toplam arzın düşmesine

C) İthalatın artmasına                                            D) Yatırımların artmasına

E) Fiyatların artmasına



5.      Miktar teorisinin Cambridge ve Fischer versiyonlarını birbiriyle özdeş hale getiren eşitlik aşağıdakilerden hangisidir? (KPSS 2005)



A) V = 1/k              B) V = k           C) V = k2          D) V =k1/2         E) V = 1/k2



6.      Para arzındaki bir azalma durumunda, toplam talep ve toplam arz eğrileri nasıl değişir? (KPSS 2005)




Toplam Talep Eğrisi
Toplam Arz Eğrisi
A)
Sağa kayar
Değişmez
B)
Sağa kayar
Sola kayar
C)
Sola kayar
Sola kayar
D)
Değişmez
Sağa kayar
E)
Sola kayar
Değişmez



7.      Durgun dönem dengesinde para arzındaki artış, hangi durumda enflasyonun artmasına neden olmaz? (KPSS 2002)



A)     Para arzının artış hızı ekonominin büyüme hızına eşit veya altında olduğu zaman

B)     Para arzının artış hızı döviz kuru artış hızına eşit olduğu zaman

C)    Ekonominin büyüme hızı para arzı artış hızından daha düşük olduğu zaman

D)    Ekonominin büyüme hızı faiz oranına eşit olduğu zaman

E)     Ekonominin büyüme hızı döviz kuru artış hızına eşit olduğu zaman



8.      Klasik iktisada göre aşağıdaki önermelerden hangisi doğrudur? (KPSS 2007)

A)     Her arz kendi talebini yaratır.

B)     Toplam gelirdeki değişmeler para talebini etkilemez.

C)    Toplam çıktı düzeyini belirleyen en önemli değişken, efektif taleptir.

D)    Toplam çıktı düzeyini belirleyen değişken, para arzıdır.

E)     Toplam talepteki değişmeler potansiyel millî geliri etkiler.



9.      Her arz kendi talebini yaratır.” şeklindeki Say Yasasını aşağıdaki iktisatçılardan hangisi kabul  etmiştir? (KPSS 2008)



 A) Malthus         B) Ricardo        C) Keynes        D) Nassau Senior      E) Weber

10.   Tam istihdam gelir düzeyi kavramı ilk olarak hangi iktisatçılar tarafından kullanılmıştır? (KPSS 2008)



A) Yeni Klasikler                            B) Klasikler

C) Keynesyenler                            D) Parasalcılar

E) Reel iş çevrim teorisyenleri



11.   Say Yasası göz önünde bulundurulduğunda, 1929 ekonomik bunalımının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir? (KPSS 2008)



A)     Hatalı kur politikalarının uygulanması

B)     Hatalı maliye politikalarının uygulanması

C)    Toplam talepteki azalma

D)    Potansiyel gayrisafi yurtiçi hasıladaki azalma

E)     Işsizlik oranlarında hızlı artış





12.    Aşağıdaki modellerin hangisinde iktisadi ajanların tam bilgiye sahip oldukları varsayılır? (KPSS 2009)



                                                              i.     Yeni Klasik Model

6.      Keynesyen Model

7.      Klasik Model

8.      Monetarist Model

9.      Yeni Keynesyen Model



13.   Klasik Modele göre, para piyasasındaki biraz fazlasını mal piyasasında ve fiyatlar genel düzeyinde yaratacağı etki aşağıdakilerden hangisidir?(KPSS 2011)



A)     Mal piyasasında para piyasasındaki az fazlasına karşılık gelen bir talep fazlası ortaya çıkar ve fiyatlar genel düzeyi azalır.

B)     Mal piyasasında para piyasasındaki az fazlasına karşılık gelen bir talep fazlası ortaya çıkar ve fiyatlar genel düzeyi artar.

C)    Mal piyasasında para piyasasındaki az fazlasına karşılık gelen bir arz fazlası ortaya çıkar ve fiyatlar genel düzeyi düşer.

D)    Mal piyasasında para piyasasındaki az fazlasına karşılık gelen bir arz fazlası ortaya çıkar ve fiyatlar genel düzeyi artar.

E)     Klasik dikotomi anlayışı yüzünden para piyasasında talep fazlası yaratmaz ve fiyatlar genel düzeyi değişmez.

CEVAPLAR

1-C
2-C
3-B
4-B
5-A
6-E
7-A
8-A
9-B
10-B










11-D
12-C
13-B