8 Ekim 2012 Pazartesi

1. Hafta Mikro İktisat Deneme Soruları


1)Tüketici dengesinin sağlandığı durumda, aşağıdakilerden hangisi her mal için aynıdır?

 
a) Tüketilen malların marjinal faydaları

b) Tüketilen malların marjinal ikame oranları

c) Tüketilen malların fiyatları ile marjinal faydalarının çarpımları

d) Tüketilen malların marjinal faydalarının fiyatlarına oranları

e) Tüketilen malların marjinal faydalarının tüketicinin gelirine oranları

 

Cevap:

MUx/Px=MUy/Py tüketici denge koşuludur. Bu koşul bize d şıkkını söyler.Diğer taraftan denge durumunda MRS malların fiyatları oranına eşitlenir. Ayrıca mallar arasındaki marjinal fayda oranı yine malların fiyatları oranına eşitlenir.Aynı eşitlikten türeyen alternatif yorumları da bilmekte yarar vardır.

2) Malların fiyatları yüzde 50 ve tüketicinin geliri yüzde 25 oranında artarsa bütçe doğrusu için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

a)Eğimi artarak sağa kayar.

b)Eğimi azalarak sola kayar.

c)Eğimi değişmeden sola kayar.

d)Eğimi değişmeden sağa kayar.

e)Konumu değişmez.

Cevap: Bütçe doğrusunun eğimini değiştiren yegane şey gelir değişmeden malların fiyatları oranının yani Px/Py değerinin değişmesidir. Hem X malı hem de Y malının fiyatı aynı oranda artsa ya da azalsa yine eğim değişmez! Öyleyse eğimin değişmesi için nispi fiyat yapısının bozulması gerekmektedir.

Diğer taraftan gelirdeki değişme ise bütçe doğrusunu içeri veya dışarı kaydırmaktadır. Gelir arttığında bütçe doğrusu dışa(sağa) , gelir azaldığında ise bütçe doğrusu içe(sola) kaymaktadır.

Soruda her ikisinde değişme olması durumu sorulmaktadır.Malların fiyatlarının aynı oranda (%50) artması tüketicinin alabileceği X ve Y malı miktarını azaltacağından bütçe doğrusunu içeri kaydırmaktadır.(eğim değişmez.) Gelirdeki artış ise bütçe doğrusunu dışarı kaydıracağından nihai etkiye bakılacaktır. Fiyatlardaki artış daha fazla olduğundan gelir artışı bunu telafi edememekte ve sonuçta bütçe doğrusu paralel olarak sola kayacak eğimi değişmeyecektir.

3)Yalnız bir mal tüketen bir tüketicinin toplam fayda fonksiyonu U=ax-x2 şeklindedir. (x miktarı gösterirken, a pozitif bir katsayıdır.)

Bu tüketicinin doyum noktası 2 birim olduğuna göre, a kaçtır?

 

A) 1            B) 2           C) 3          D) 4            E) 5

Cevap: Tek mal tükettiği varsayılan tüketici için denge koşulu (fayda maksimizasyon koşulu) o malın marjinal faydasını yine o malın fiyatına eşitlemektir.

Yani; MUx=Px olmalıdır.

Soruda fiyat verilmemiştir. Fiyat verilmediği için fiyatsız bir mal tükettiğini varsayalım. Fiyatı sıfır olan bir mal için doyum noktası marjinal faydanın sıfır olduğu yerdir. Yani tüketici toplam faydası maksimum olana kadar bu malı tüketir.( örneğin mevlide giden bir insan mevlid sonrası dağıtılan kıymalı pideden tıka basa doyana kadar yer. Yani yemeği ilave pideden haz almadığı anda bırakır.)

O halde U=ax-x2  ise MU=a-2x dir. ve doyum noktası MU' nun sıfıra eşit olduğu yerdir.

MU=a-2x=0 ve doyum noktasında x=2 ise buradan a=4 çıkar.

4) Bir malın Giffen malı olarak tanımlanabilmesi için ikame etkisi, gelir etkisi ve toplam etki hangi yönlerde oluşmalıdır ?

                

           İkame etkisi              Gelir etkisi            Toplam etki

 

       a)     Pozitif                    Negatif                   Pozitif

       b)    Negatif                    Negatif                  Negatif

       c)     Negatif                    Pozitif                    Pozitif

       d)      Pozitif                     Pozitif                     Pozitif

       e)     Negatif                    Pozitif                    Negatif

 

Cevap: Giffen malı bir çeşit düşük maldır. Düşük mallarda gelir etkisi daima pozitiftir. Düşük mal olsun olmasın bütün mallarda ikame etkisi negatiftir. O halde ikame etkisi asla pozitif olamaz!!!

Düşük mallarda iki etkinin yönü ters olduğu için toplam etkinin ne olacağı ikame etkisi mi büyük gelir etkisi mi büyük ona göre belli olacaktır.

Düşük mallar için şayet negatif ikame etkisi > pozitif gelir etkisi ise toplam etki negatif çıkacaktır ki bu sonuç düşük mal için fiyat azaldığında talep edilen miktarın arttığı anlamına gelir.

Diğer taraftan şayet pozitif gelir etkisi > negatif ikame etkisinden ise toplam etki Pozitif çıkacaktır ki bu sonuç düşük mal için fiyat azaldığında talep edilen miktarın da azalacağını veya fiyat arttığında talep edilen miktarın da artacağı anlamına gelir.VE BU MALA GİFFEN MALI DENİR. Giffen malı durumunda "Talep Kanunu" artık geçerli değildir.Yani Eğer bir mal giffen malı ise ona dair çizilen talep eğrisi pozitif eğimli olur.

HER GİFFEN MALI DÜŞÜK MAL İKEN HER DÜŞÜK MAL GİFFEN MALI DEĞİLDİR.

Öyleyse  bir malın Giffen malı olabilmesi için ikame etkisinin negatif( ki her mal için negatif olduğu açıklanmıştır.) gelir etkisinin pozitif ( ki düşük mallarda pozitif olduğu açıklanmıştır.)  toplam etkinin de pozitif çıkması gerekir.

3 Ekim 2012 Çarşamba

Fenerbahçe' de Neler Oluyor


Tarih 3Temmuz 2012 sabahı Türkiye insanı "vay bee neler oluyor ben nerdeyim?" diyerek uyandı şok bir operasyonla. Hepinizin bildiği üzere operasyonun adı "Şike ve Aziz Yıldırım" idi. Daha sonra yaklaşık 15 gün boyunca TV kanalarının hepsinde ilk sıra haberi canlı bağlantılar göz altılar birbirini izledi.UEFA da bizi izlerken Fenerbahçe Avrupa kupalarından men edildi.Dönemin federasyon başkanı Mehmet Ali Aydınlar:

"Tapeleri dinlediğimde şok oldum.Fenerbahçe'yi Avrupa'ya gönderirsek Türk futbolunun başı çok ağrır.İnanamıyorum bunlara" diyerek herşeyin açık sarih ve net bir şekilde ortada olduğunu ima etti.Gerçi sadece Aydınlar değil olaya müdahil olanlar da Aziz Yıldırım bitti diyerek ulaşamadığımız okuyamadığımız dinleyemediğimiz halde sanki herşeyin net bir şekilde olduğunu şikenin veya teşebbüsün ortada olduğunu anlattılar günlerce.

Bu esnada görüşme trafiği hızlandı.işe siyaset karıştı ve Sayın Başbakan, Aykut Kocaman ve Rıdvan Dilmen' le görüştü! Medya ve taraflar bu görüşmenin üzerinde pek durmadılar ilginçtir.Daha sonraları lig başladı Fenerbahçe çırpınıyor kenetleniyor takımın abileri demirbaşları ve liderleri Emre, Alex ve Volkan önderliğinde takım içi muhalefet ve gitme arzusu bastırılıyor Fenerbahçe güzel futboluna devam ediyordu.Derken lig bitti ve Fenerbahçe tüm otoriteler tarafından tam puan aldı.

Aziz Yıldırım'ın duruşması sonuçlanıyor "kesin suçlu baya ceza alır..." diyenlere inat Aziz Yıldırım serbest kalıyordu.

Ayrıca takım içinde sanki düğmeye basarcasına Aykut Kocaman tarafından önce Emre'nin kalemi kırıldı.Ağlayarak kopartıldım diyordu giderken Emre Belözoğlu.

Derken anlamsız ve yersiz denebilecek bir açıklama geldi Aykut Kocaman' dan tam da Aziz Yıldırımın tahliyesine rastlarcasına:

"Bu sene Alex' siz oynamaya alışacağız."

Açıklamanın anlamsız olmasının nedeni Alex takımın en iyi oyuncuları arasında iken neden kesilmeye çalışıldığı; yersiz olmasının nedeni ise açıklamanın tam da takımın şampiyonlar ligi ön elemelerine tekabül etmesi idi.

Ve Alex sessiz kalmıyor, tam adamına çattınız çekiyorum kılıçları diyor; bu açıklamalara twitleri ile körükle gidiyor tabiri caiz ise "rest e rest" diyordu!

Daha sonra Alex mantığını kaybetti ve hem saha da hem saha dışında(belki de bilinçli olarak mantığını kaybet denildi...????) "Fenerbahçe Düşmanı" tavırları ile umursamaz davranışları ile her geçen gün kendisine tanınan töleransı bitirdi! O dönemdeki maçlarda Alex sahada adeta yürüyor Fenerbahçe forması ile dalga geçiyor ne oynuyor ne de oynatıyor idi. Kötü oynayan futbolcunun oyundan alınması gayet doğal iken buradan fırsat yaratıp tavırları ile krizi sıcak tutuyordu!(gayet uyanıkça...) Ve sonuç: GÖNDERİLDİ.Medya haberlerinde bu olayı 1 numara yapıyor; Alex' in evinin önü matem ovası haline getiriliyor ve Fenerbahçeliler üzerinde duygusal baskı yaratılıyordu.Tüm camia hem Aykut Kocaman'a hem Aziz Yıldırım'a ateş püskürüyor yapılan anketlerde Alex %80 haklı sonuçları peş peşe açıklanıyordu.

Şimdi eminim ki Aykut Kocaman krizi başlayacak ve 3 hafta bir gün gidecek, ertesi gün görevimin başındayım diyerek gelecek, derken o da ayrılacak. Hemen akabinde bence Aziz Yıldırım sezon sonunda ayrılacağını çok yıprandığını açıklayacak ve o da bırakacak!

Demem o ki:

Yapılmak istenen, toplumu ve Fenerbahçelileri uyutarak; krizi yukarı taşıyarak yapılacak!

Aziz Yıldırım bunların farkında.Buna eminim fakat;

Kendisinin salıverilmesi acaba bu olaylar olsun diye bilinçli midir? Ve taraftarı kendinden soğutması ve bu şekilde taraftarın arkasından gitmemesi için emir dahilinde midir?ve Acaba olan biten danışıklı dövüş müdür? onu kestiremiyorum.

28 Eylül 2012 Cuma

Borçlarımızı Nasıl Ödeyeceğiz?

 

Merkezi yönetim borç stoku
Ağustos 2012 sonu itibariyle; Merkezi yönetim (bu çerçevede Hazine ile eş anlam taşıyor) iç borç stoku 385 milyar TL’dir.
 
Hazine iç borç stokundaki tahvil ve bonoların (Devlet iç borçlanma senetleri) DİBS) yüzde 79’u yurtiçinde yerleşik olanların, yüzde 21’i yurtdışında yerleşik olanların elindedir. DİBS’lerin yüzde 53’ü bankacılık kesiminin, yüzde 24’ü bankacılık dışındaki kesimin, yüzde 2’si de TCMB’nin elindedir.
 
Hazine iç borçlanmasının yıllık maliyeti ya da yıllık ortalama faizi, Ağustos ayı ortalaması itibariyle, yüzde 9,22’dir. Nakit iç borçlanmanın ortalama vadesi yaklaşık 45 aydır.
 
Aşağıdaki tabloda merkezi yönetimin iç ve dış borç stoku son beş yıllık gelişmeyi de gösterecek şekilde yer almaktadır.
Merkezi Yönetim Borç Stoku
2008
2009
2010
2011
2012/8
İç Borç Stoku (Milyar TL)
274,8
330,0
352,8
368,8
384,9
Dış Borç Stoku (Milyar USD)
69,8
74,1
78,1
79,2
79,5
Merkezi Yönetim Toplam Borç Stoku (Milyar TL)
364,8
444,9
470,1
501,1
528,0
 
Merkezi yönetim dış borç stoku 2011 yılı sonundan bugüne kadar pek değişiklik göstermediği halde iç borç stoku ilk 8 ayda geçen yılın tamamı kadar artış göstermiştir. Bütçe açığının büyüdüğü dikkate alınırsa bu artışın kalan 4 ayda da devam edeceğini tahmin etmek zor olmaz.
 
Türkiye’nin toplam dış borç stoku
Haziran 2012 sonu itibariyle Türkiye’nin toplam dış borç stoku 323,5 milyar USD’dir. Bunun dağılımı şöyledir: Kamu kesimi dış borç stoku 102,3 milyar USD, özel kesim dış borç stoku 212,5 milyar USD, TCMB dış borç stoku 8,7 milyar USD.
 
Aşağıdaki tabloda Türkiye’nin (kamu kesimi + özel kesim + TCMB) toplam dış borç stoku son beş yılı kapsayacak biçimde verilmektedir (Burada kamu kesimi denildiğinde merkezi yönetime ek olarak diğer kamu kurumları da yer aldığı için buradaki tura yukarıdaki tablodaki merkezi yönetim tutarlarından büyüktür.) Tablonun en altında yer alan AB tanımlı genel yönetim nominal borç stoku / GSYH da AB karşılaştırmalarında (Maastricht kriterine esas alınan) oranı vermektedir.
 
Türkiye Dış Borç Stoku (Milyar USD)
2008
2009
2010
2011
2012/I Y
Kamu Kesimi
78,3
83,5
89,0
94,1
102,3
TCMB
14,1
13,3
11,8
9,7
8,7
Özel Kesim
189,0
172,9
191,5
202,8
212,5
Türkiye Toplam Dış Borç Stoku
281,4
269,7
292,3
306,6
323,5
AB Tanımlı Genel Yönetim Nominal Borç Stoku / GSYH (%)
40,0
46,1
42,4
39,4
35,6

Yıllar itibariyle kamu kesimi ve özel kesimin dış borç stokunda artışlar olsa da AB karşılaştırmasında esas alınan oran yüzde 40’ın altında bulunmaktadır. Bu oran aslında yıllık olarak alındığı için 2012 ilk yarısı için verdiğim % 35,6 oranı, borç stokunun bu miktarının tahmin edilen GSYH’ya oranlanmasıyla bulunmuştur. Yılsonunda bu oranın daha yukarıda olacağını ama yüzde 40’ın altında kalacağını tahmin ediyorum. Bu oran AB ülkeleri içinde en düşük borç yükü oranlarından birisidir.
 
Borç ödeme projeksiyonları
Aşağıdaki tabloda merkezi yönetim iç borç ödeme projeksiyonu ile Türkiye’nin toplam dış borç ödeme projeksiyonu yer almaktadır. Bu projeksiyonların 1.8.2012 tarihinde yapıldığı ve o an itibariyle mevcut borçlar üzerine inşa edildiği dikkate alınmalıdır. O tarihten sonra yapılacak yeni borçlanmalar vadesine göre ilgili yılın tutarının değişmesine yol açacaktır.
 
Toplam Borç Ödeme Projeksiyonu (2012 +)
2012
2013
2014
2015
2016+
Toplam
Merkezi Yönetim İç Borç Ödemeleri (Milyar TL)
122,2
163,3
117,2
40,3
167,0
610,0
Kamu + Özel KV + UV Dış Borç Ödemeleri (Milyar USD)
61,5
46,4
28,6
27,7
152,2
316,4
 
Tabloya dikkat edilirse 2013 yılında merkezi yönetim iç borç ödemelerinin yüklü olacağı görülmektedir. Bu borçların yenilemelerinin yapılacağı faiz oranları önemlidir. Faiz düşüş yoluna girerse yeni borçlanmanın maliyeti düşük olacak, tersi olursa yüksek olacaktır.
 
Dış borçlarda özel kesim açısından 2013 yılına eklenecek yeni kısa vadeli borçlar görünümü etkileyecektir.
 
Değerlendirme
Türkiye’de bir zamanlar en önemli sorunların başında gelen borç stoku ve onun yönetimi meselesi bugün önem sırasında daha gerilere kaymış görünüyor. Zaten bunu haberler ve yorumlardan da görebiliyoruz. Bununla birlikte bütçe açığının artacağı, cari açıktaki düşüşün bir süre sonra duracağı, hatta yeniden artışa geçeceği tahmin ediliyorsa o zaman finansman bulma meselesi yenide gündemin ön sıralarına gelebilir.
 
Mahfi EĞİLMEZ

19 Eylül 2012 Çarşamba

Yeni Parasal Gelişmeler

          Avrupa ve ABD' de yeni parasal genişlemeye gidilmesi açıklandı.ECB(Avrupa Merkez Bankası) borçlanma faizi yüksek olan ülkelerin (mali riskleri yüksek olan ve borçlanmakta zorlanan ülkeler) tahvillerini satın alarak faizleri düşürmeye çalışacak.FED (Amerika Merkez Bankası) ise konut kredileri baz alınarak çıkarılmış olan tahvilleri satın alarak karşılığında para basacak. Bu uygulamalarda aslında temel amaç varlık fiyatlarının artmasını sağlamak. ECB faiz oranlarını makul seviyeye çekerek borç krizini çözmek ve büyümeye destek sağlama amacı güdüyor.FED ise Pigou' nun ruhunu canlandırıp varlık fiyatlarının artması neticesinde servet etkisi yaratarak iç talebin canlanacağı görüşünde birleşiyor.
       Teorik anlamda yapılan veya yapılacak olan bu hamleler acaba nasıl sonuçlar doğuracak? Bu konuda çeşitli tereddütler hasıl olmuş vaziyette. Özellikle Yunanistan, Portekiz ve İrlanda' nın durumu pek de iç açıcı değil. Bu ülkeler açıklanan politikadan yararlanma imkanına sahipler. Fakat risk algısı değişmediği takdirde yaydan çıkan ok hedefi bulmayabilir.
       ABD' de sorun parasal aktarım mekanizmasının arzulandığı gibi çalışmaması. FED kısa vadeli faiz oranını neredeyse sıfıra kadar yaklaştırdı ve bilançosu üç kattan fazla arttı. Fakat iç talep canlanması yaşanmadı. Parasal servet artarken artan servet reel ekonomiye yansımadı yani spekülatif arenada değerlendirildi.
       Şimdi gelelim ECB ve FED in aldığı kararların bizim gibi Az Gelişmiş Ülkelere etkilerine:
       Öncelikle, Gelişmiş ülkeler para bastıkça, yalnızca o ülkelerdeki finansal varlıkların fiyatları değil, tüm dünyadaki emtia fiyatları artıyor.Bunların en başında da petrol geliyor.Dünyadaki dolar rezervinin artması petrolü dolar karşısında değerli hale getirip fiyatını yükseltiyor. Temel hammadde olarak kullanılan petrol sayesinde enerji başta olmak üzere tüm malların fiyatları artma eğilimine girerek maliyet kaynaklı enflasyon olgusu doğuruyor. Diğer taraftan Gelişmiş ülkeler para bastıkça oluşan enflasyon karşısında Az Gelişmiş Ülkeler kendi paralarını enflasyonla mücadele çerçevesinde piyasadan çekmek zorunda kalıyorlar. Bu durum AGÜ lerin ekonomik büyüme performanslarını olumsuz etkiliyor.
     İkincisi, bollaşan Gelişmiş ülke paraları karşısında AGÜ lerin paraları değerli hale gelerek başta ihracat olmak üzere bir dolu sorunu beraberinde getirerek AGÜ lerin rekabet gücünü sekteye uğratıyor.
     Bu bağlamda, Gelişmiş ülkelerde atılan adımların AGÜ leri etkilemesi kaçınılmaz hale gelerek kaş yaparken göz çıkarma sözü akla geliyor. Akla şu soru gelebilir. Peki ya o zaman arabanın uçuruma doğru gidişini izleyecek miyiz? Tabi ki hayır. Fakat uygulanan politikaların maliyetleri iyi hesaplanıp, küresel bazda atılacak adımların birilerinin yararına olurken diğerlerin aleyhine olmaması gerektiğini iyi anlamak gerekir. 
 
Ahmet Gökhan SÖNMEZ
19.09.2012
 ANKARA

18 Eylül 2012 Salı

Büyüme Rakamları

Gelişmiş Ülke
2012 II Ç Büyümesi (%)
Yükselen Piyasalar
2012 II Ç Büyümesi (%)
ABD
2,3
Çin
7,6
Japonya
3,5
Hindistan
5,5
İngiltere
-0,5
Brezilya
5,2
Kanada
2,5
Rusya
4,0
Fransa
0,3
Endonezya
6,4
Almanya
1,0
Meksika
4,1
İtalya
-2,5
Türkiye
2,9

Güncel Ekonomik Tanımlar

Yumuşak iniş (soft landing), sert iniş (hard landing), ekonominin soğutulması ya da ekonomide frene basılması

Bir ekonominin kaynaklarını ideal düzeyde kullandığı bir dengede gerçekleştirdiği büyüme oranına o ekonominin potansiyel büyüme oranı adı verilir. Genellikle bir ülke potansiyel büyüme oranı dolayında bir büyüme sürekliliği yakalarsa sağlıklı bir ekonomik denge içinde büyüyebileceği kabul edilir. Bu tanımdan giderek bir hesaplama yapmak çok kolay olmadığı için uzun yılların büyüme ortalaması bir çeşit potansiyel büyüme oranı olarak kabul edilir. Bu oran Türkiye için yaklaşık olarak yüzde 5 dolayında bir orandır. Türkiye bu oran dolayında bir büyüme serisi yakaladığında ekonomik dengesini bozmadan büyümeyi sürdürebilir.


Türkiye 2010 yılında yüzde 9, 2011 yılında yüzde 8,5 oranında büyüdü. Yani Türkiye son iki yılda potansiyel büyüme oranının çok üstünde bir oranda büyümeye ulaştı. Potansiyel büyümenin bu kadar zorlanması cari açığın yüzde 10’lara gelip dayanmasına yol açtı. Bunu sürdürebilmek imkân dışı görünüyor. Çünkü bu kadar büyük bir cari açığın finansmanı, hele böyle bir kriz ortamında giderek imkânsız hale geliyor. Bu durumda ekonominin yeniden potansiyel büyüme hızına geri döndürülmesi ve cari denge gibi öteki dengelerdeki bozulmaların onarılması gerekiyor.

 
Bir ekonominin potansiyel büyüme hızının üzerindeki bir büyüme hızından tekrar potansiyel büyüme hızı dolayına dönüşüne yumuşak iniş deniyor. Eğer büyüme hızının düşüşü potansiyel büyüme hızının çok altında bir düzeye giderse buna da sert iniş adı veriliyor.


Potansiyel büyüme oranı yüzde 5 olan bir ekonomi düşünelim. Bu ekonomide büyüme oranı yüzde 10 olarak gerçekleşmiş olsun. Bu büyüme oranına çıkılırken cari açık da yüzde 10 düzeyine çıkmış ve finansman zorlukları doğmuş bulunsun. Bu ekonominin, cari açık ve finansman zorlukları nedeniyle çöküntüyle karşılaşmaması için büyüme hızının potansiyel büyüme oranı olan yüzde 5’ler düzeyine indirilmesine yumuşak iniş denebilir. Eğer bu iniş sırasında ölçü tutturulamaz da büyüme örneğin yüzde 2’ler düzeyine inerse buna sert iniş denebilir. Aynı ekonomide gerçekleşmiş büyüme hızı örneğin yüzde 7,5 ise ve yüzde 5’lere inilmesi hedefleniyorsa buna da ekonominin soğutulması ya da frene basılması denebilir.


Mali uçurum (fiscal cliff)

Mali uçurum deyimiyle kastedilen şey, ABD’de 2012 sonunda ve 2013 başında otomatik olarak yürürlüğe girecek bir dizi mali kuralın yaratacağı tahmin edilen olumsuz ekonomik etkilerdir. Bu kural değişikliklerini iki başlıkta toplayabiliriz: (1) Vergiler: Bush döneminde yürürlüğe konulan vergi indirimleri eğer Kongre tarafından bir yenileme yapılmazsa 2012 yılı sonunda ortadan kalkacak ve sistem eski vergi yüklerine geri dönecek. (2) Harcamalar: Geçtiğimiz yıl kabul edilen partiler üstü yasa ile de 2013 yılbaşında 1,2 trilyon dolarlık bütçe kesintisi yapılacak.


Vergi indirimlerinin kalkması ve bütçe harcamalarının kesilmesi sonucu ekonomide canlılığın kaybolmasından ve sistemin yeniden resesyona girmesinden endişe ediliyor. ABD Bütçe İdaresi (OMB) bu düzenlemelerin bu şekilde yürürlüğe girmesinin ekonomik büyümeyi yüzde 0,5’e düşüreceği görüşünde.

 
Kongre’nin bu konuyu çözüp çözmeyeceği konusunda görüş farklılıkları var. Geçen yıl benzer bir sıkıntı borçlanma tavanı konusunda yaşanmış ve Hazine’nin borçlanma tavanına ulaştığı yani artık yeni borçlanma yapamayacak aşamaya geldiği sırada Kongre sorunu çözmüştü. Bu kez de benzer bir gelişme yaşanacağını ileri sürenler çoğunlukta bulunuyor. Buna karşılık bu sorununun çözümlenememesi ABD ekonomisi için yeni resesyonun başlangıcı olabilir.

 

Niceliksel gevşeme (quantitative easing)

Ekonominin yaygın uygulama alanı bulmuş para politikası araçlarıyla canlandırılmasının mümkün olmadığı hallerde uygulanan bir para politikası aracıdır. Bu politika çerçevesinde merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan finansal varlıkları (tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet vb) satın alarak karşılığında bu bankalara ve kurumlara para verirler. Böylece ekonomiye karşılığı ve limiti teorik olarak belirli bir miktar yeni para enjekte edilmiş olur. Bunun para basmaktan tek farkı limitinin ve tahvil, bono gibi bir karşılığının olmasıdır. Para basmanın bir limiti olmadığı gibi karşılığında verilen bir menkul kıymet de bulunmamaktadır. Dolayısıyla niceliksel gevşemenin para basmaya göre daha az enflasyonist etki yaratması beklenir. Uygulamada da öyle oluyor.

Gelir Dağılımı Gelişmeleri

Gelir Dağılımı Eşitliği Nasıl Ölçülüyor? Gini katsayısı ve Lorenz eğrisi

Gelir dağılımı eşitliğini ölçmek için kullanılan araçlar içinde en yaygın kullanılanı Gini katsayısıdır. Bir kare çizerek soldaki dikey eksene yüzde 10 ya da 20’lik bölümler halinde GSYH’dan alınan payları, alttaki yatay eksene de yine yüzde 20’lik paylar halinde nüfusu yerleştirelim. Her bir yüzde 20’lik nüfus payının gelirden ne kadar pay aldığını bu eksenlerin arasında kalan alanda işaretlersek karşımıza bir eğri çıkar. Buna Lorenz Eğrisi adını veriyoruz. Şimdi de soldan sağa doğru karenin köşegen çizgisini çizelim. Buna da mutlak eşitlik çizgisi diyoruz. Yani bütün işaretlerimiz bu çizginin üzerine gelirse o toplumda gelir dağılımı eşittir. Lorenz eğrisi mutlak eşitlik çizgisinden ne kadar uzaklaşıyorsa gelir dağılımı o kadar bozuluyor demektir. Aşağıdaki şekilde hayali bir ülke için çizilmiş Lorenz eğrisi yer alıyor. Lorenz eğrisi ile mutlak eşitlik çizgisi arasında kalan alanın büyüklüğünü (şekilde A alanı) mutlak eşitlik çizgisinin altında kalan alanın tamamına (şekilde A + B alanı) bölersek karşımıza bir oran çıkar. Buna Gini Katsayısı diyoruz. Eğer gelir dağılımı tam anlamıyla eşitse, yani bütün değerler mutlak eşitlik çizgisi üzerindeyse o zaman Gini katsayısı sıfır çıkacak demektir. Gini katsayısı sıfır ile bir arasında değişen bir katsayıdır ve sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımı eşitliğinin, bire yaklaştıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin arttığını gösterir.






Türkiye’de Gelir Dağılımı

Türkiye’de gelir dağılımı araştırmalarını TÜİK yapmaktadır. 2001 krizinden hemen sonraki yılda 0.44 gibi bir düzeyde olan Gini katsayısı, izleyen yıllarda düzelme eğilimine girmiş 2003’de 0,42, 2004’de 0,40’a inmiş ve 2005’de 0.38 ile düzelmenin doruk noktasına çıkmış görünüyor. Eğer Türkiye bu eğilimi sürdürebilseydi gelir dağılımı bozukluğunu düzeltme yolunda ilerliyor olacaktı. Ne var ki 2006 yılında yeniden 0.43’e çıkan Gini katsayısı 2007 ve 2008 yıllarında 0.41 oranında kalmış. Bu gelişim bize krizin yarattığı bir gelir dağılımı iyileşmesi yaşandığını işaret ediyor. Yani 2002 ile 2005 arasında yaşanan gelir dağılımı düzelmesinin krizin getirdiği törpülemelerden kaynaklandığı anlaşılıyor. Çünkü krizler yüksek gelir gruplarını daha fazla etkiliyor ve daha fazla törpülüyor. Krizin etkisi ortadan kalkmaya başladığında ise gelir dağılımı bozukluğu yeniden ortaya çıkmaya yöneliyor. 2001 krizi kadar etkili olmasa da küresel krizin etkisiyle 2009 ve sonrasında Gini katsayısında benzer düzelmeler ortaya çıkmış bulunuyor. 2009 yılında 0,415’de kalan katsayı 2010 yılında 0,402’ye gerilemiş, 2011 yılında 0,404 olarak gerçekleşmiş durumda.



Türkiye’nin 2011 yılına ilişkin Lorenz eğrisi aşağıdaki grafikte, sıralı yüzde 20'lik gruplar ve gelirden aldıkları paylar da aşağıdaki tabloda gösterilmektedir (Grafik ve tablo TÜİK sitesinden alınmıştır.)








Bunu basitleştirerek anlatmaya çalışayım. Türkiye’nin 100 kişilik ve yılda 100 TL geliri olan bir köy olduğunu düşünelim. Bu 100 kişilik köyün en düşük gelirli 20 kişisi 100 TL’lik gelirden toplam 5,8 TL pay almaktadır. Yani bu grubun kişi başına ortalama geliri 29 kuruştur. Bir üst gelir grubunu oluşturan 20 kişinin toplam geliri 10,6 TL’dir. Bu 20 kişinin kişi başına yıllık ortalama geliri 51 kuruştur. Üçüncü grubu oluşturan 20 kişinin toplam payı 15,2 TL’dir. Bu gruptaki kişi başına yıllık gelir 76 kuruştur. Dördüncü grubun toplam geliri 21,7 TL’dir. Bu grupta kişi başına yıllık ortalama gelir 1,09 TL’dir. Gelirden en yüksek payı alan son 20 kişinin toplam geliri 46,7 TL’dir. Bu en zengin grupta kişi naşına yıllık ortalama gelir 2,34 TL’dir. Buna göre en düşük yıllık ortalama gelir ile en yüksek yıllık ortalama gelir arasında 8 kat fark bulunmaktadır.

Dünyada durum

Dünya ülkeleri üzerinde yapılan gelir dağılımı araştırmaları Gini katsayısının 0.25 ile 0.50 arasında yaygınlaştığını gösteriyor. İsveç, Norveç gibi sosyal demokrasi rejimi uygulayan Kuzey ülkelerinde Gini katsayısı 0,25 – 0,30 gibi oranlarda çıkıyor. Eski sosyalist ülkelerin çoğunda da buna benzer düşük Gini katsayıları söz konusu. Almanya, gelişmiş ekonomiler arasında 0,28’lik oranla gelir dağılımının en iyi olduğu ülke. İngiltere’de oran 0,34. ABD’de gelir dağılımı eşitsizliği Türkiye’deki gibi 0,41 düzeyinde. Türkiye’nin de üyesi olduğu OECD ülkeleri arasında en kötü Gini katsayısına sahip üç ülke şunlar: (1) Türkiye 0,40, (2) Meksika 0,48 ve (3) Şili 0,50.

 

Gelir dağılımının arka yüzü

TÜİK’in 2011 yılına ilişkin gelir dağılımı araştırmasının ortaya koyduğu bazı önemli saptamalar da şöyle: (1) Ortalama yıllık hanehalkı geliri 24,343 TL. (2) Yıllık gelirin dağılımında en yüksek pay yüzde 45 ile maaş ve ücret gelirlerine ait. (3) Nüfusun yaklaşık yüzde 60’ı kendilerine ait konutlarda oturuyor. (4) Nüfusun yüzde 16’dan biraz fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor. (5) Nüfusun yüzde 62’sinin taksitli ödemesi ve borcu, yüzde 26’dan biraz fazlasının ise çok ağır borç yükü bulunuyor. (6) Nüfusun yüzde 87’ye yakını “evden uzakta bir haftalık tatili”, yüzde 68’e yakını “beklenmedik giderleri”, yüzde 80’in biraz yüzde 80’in biraz üzerindeki bölümü de “yıpranmış ve eskimiş mobilyalarını yenileme ihtiyacını karşılayamadığını” ifade ediyor.
 
Mahfi EĞİLMEZ

19 Temmuz 2012 Perşembe

Başarı Üzerine

Başarı deyince aklımıza farklı şeyler gelir. Toplumun gözünde başarı; iyi bir maddi gelir getiren kariyer, büyük bir ev, lüks bir arabadır.
Aslında bunlar başarılı olmanın tanımı olamaz.
BAŞARI ;
Sıksık gülmek ve çok sevmektir
Akıllı insanların ve çocukların sevgisini kazanmaktır;
...Dürüst eleştirmenlerin onayını almak;
...
...Sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır.
Güzeli sevmektir;
Herkesin en iyi yanlarını bulmaktır.
Karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir.
Geride ister sağlıklı bir çocuk, ister kurtarılmış bir ruh, ister bir parça yeşil bahçe, ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır. Gönlünce eğlenmek ve gülmek,
Kendinden geçerek şarkı söylemektir.
Tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü daha rahat nefes aldığını bilmektir.
İşte bu başarılı olmaktır. Beklediğin bir şey, anca sen onu beklediğini unuttuğun zaman gerçekleşir. Bu hayatın; sen bakarken soyunamıyorum deme şeklidir...:)Sonradan görme insanlar maymuna benzerler Yükseldiklerini görürsünüz, yükseklere çıkmaktaki becerilerini takdir edersiniz ama, doruğa ulaştıkları zaman ancak utanç verecek yönleri görülür.Ve onlar bunun farkında bile değillerdir.
                                                                                              Ahmet Gökhan SÖNMEZ